Ambargo Sonrası İran: Yeni İş, Yeni Enerji, Yeni Fırsatlar

Iran, uzun süren bir Ambargo döneminden sonra, dünyaya açılan bakir bir Pazar olup, büyük yatırımlara ihtiyaç duyulan önemli iş fırsatlarının olacağı bir ülkedir.

Gelecekte artacak olan petrol ve doğalgaz gelirleri ile de yatırımcı bir ülke olma potansiyeline sahiptir. Türkiye ise, yine çok önemli bir Pazar olup, Iran dâhil olmak üzere yabancı yatırım olanakları için cazip bir ülkedir. Aynı zamanda Türkiye sahip olduğu dinamik işadamı potansiyelinin yanı sıra Iran ile olan ortak tarihsel geçmişi ile de İran için önemli bir oyuncudur.

İran, Dünyanın en büyük ikinci doğalgaz, en büyük dördüncü petrol rezervine sahip bir ülke olarak, enerji konusunda geleceğin önemli bir enerji oyuncusu olmaya adaydır. Bu nedenle, enerji arz güvenliğini, kaynak çeşitlendirmesi ile yapmak isteyecek ülkeler için bir fırsattır.

İran, yıllık 10 milyar metreküplük doğalgaz ile Rusya’dan sonra Türkiye’nin ikinci doğalgaz tedarikçisi konumundadır. Ambargonun getirdiği bütün kısıtlamalara rağmen petrolde ise Türkiye’nin talebinin yüzde 30’una yakın bir bölümünü İran karşılamaktadır.

Uluslararası ticaret ve yatırım konularında uyuşmazlıkların çözümü hem ticaret sözleşmeleri ve hem de uluslararası proje finansmanının sağlanabilmesi için çoğu zaman olmazsa olmaz. Dünyanın pek çok ülkesinde ulusal mahkemelerdeki yargılama süreçlerinin uzun sürmesi, teknik ve ticari konulara hakim uzmanların kısıtlı olması ve var olan uzmanların yargılama sürecine dahil edilmesi konusunda etkin olunmaması, çıkacak kararın tarafları tatmin etmeme riski, öngörülebilirliğin daha az olması, devletlerin kamu ya da özel oyuncularının yargılamada taraf olması, gerek mevzuat, gerekse uygulamada tarafsızlığın zaman zaman tartışılır olması nedeniyle; uluslararası tahkim, uyuşmazlık çözümü için giderek önem kazanmıştır.

Tahkimde kullanılacak yasalar, güvenilir tahkim yeri, seçilecek hakem heyeti ve tahkim kurumunun seçimi kadar tahkimin ilgili ülkelerde infaz edilebilirliği de  büyük önem taşır.

Globalleşmenin neticelerinden biri olan Uluslararası Ticaretin artması  ile birlikte Uluslararası Ticaret Odası tahkim organı kurulmuş olup, günümüzde  milletlerarası ticari tahkime öncülük eden bir kuruluştur. Divan, uluslararası ticari ihtilafların çözümlenmesi bakımından dünyanın en önde gelen merkezlerindendir. Çoğu tahkim kuruluşu, kapsam itibariyle yerel veya ulusal nitelik taşımaktayken, ICC Divanı tamamen uluslararası bir çerçeveye sahiptir. Dünyanın tüm kıtalarında yer alan toplam 90 ülkedeki üyelerden oluşan Divan, en yaygın temsil edilen tahkim kuruluşu olma özelliğine de sahiptir. Tahkim kararlarının objektif ve siyasi yorumdan uzak olmasında işbu yaygın temsilin rolü büyüktür.

ICC’nin bu özellikleri taşımasından ötürü, enerji arz güvenliği ve enerji talep güvenliği gibi önemli unsurlar içeren Türkiye-İran doğalgaz sözleşmesinde ihtilafların çözümü mekanizması olarak ICC seçilmiştir.

Enerji Arz Güvenliğinin ülkelerin en önemli hedeflerinden biri olması sebebiyle, enerji ticaretinde taraf devletlerin gizliliğe verdiği önem çok daha yüksek düzeydedir.Tahkim Müessesesinin en önemli unsurlarından biri olan gizlilik,akit taraf devletleri bakımdan da ayrı bir önem taşımaktadır.Milletlerarası Tahkim Divanı İç Tüzüğü Madde 1 Divan Çalışmaları’nın Gizliliği’ni düzenlemektedir.

İlgili madde hükmü

“1- Bu Ek kapsamında Divan üyeleri, Başkan ve Başkan Yardımcıları’nı da içerir.

2- Divan’ın oturumları, ister genel oturum ister Divan’ın bir komitesinin oturumu olsun, sadece kendi üyelerine ve Divan Sekretaryası’na açıktır.

3- Divan Başkanı ancak istisnai hallerde başka şahısları da toplantıya davet edebilir. Bu şahısların, Divan’ın çalışmasına hakim olan gizlilik prensibine saygı göstermeleri zorunludur. 4- Divan’a sunulan veya yargılama sırasında Divan ya da Sekretarya tarafından düzenlenen belgeler sadece Divan Üyelerine, Sekretarya’ya ve Başkan’ın, Divan oturumlarını dinleme hususunda izin verdiği kişilere iletilir.

5- Divan Başkanı veya Genel Sekreteri; akademik nitelikte çalışma yapan araştırmacılara, tahkim sırasında taraflarca sunulmuş bilgi notu, not, beyan ve belgeler hariç, hakem kararları ve genel ilgi çekecek diğer belgeler hususunda erişim izni verebilir.

6- Söz konusu izin; araştırmacı, belgelerin gizliliğine dair prensibe saygı göstermeyi ve belgeyi önceden Divan’ın Genel Sekreteri’ne onay için sunmadan yayınlamamayı taahhüt etmedikçe verilmez.

7- Sekretarya; bu kurallar uyarınca tahkime sunulan her davada, tüm hakem kararlarını, görev belgelerini ve Divan’ın kararlarını, Sekretarya’nın ilgili yazışmaları da dahil olmak üzere, Divan’ın arşivinde saklar.

Şeklindedir.

Nitekim Milletlerarası Ticaret Odası Milletlerarası Tahkim Divanı Tüzüğü’nün Gizlilik’i düzenleyen 6. Maddesinde de

“Divan’ın çalışması gizlidir ve bu çalışmada herhangi bir sıfatla yer alan her kişi bu hususa saygı göstermek zorundadır. Divan, Divan toplantılarına ve Komitelerine katılacak ve Divan ve Sekretarya’ya sunulmuş belgeleri görmeye yetkili kılınmış kişilerin uyması gereken kuralları belirler.”

denilmek suretiyle Gizliliği vurgulamıştır.

Ülkemizin New York, Avrupa Uluslararası Ticari Tahkim ve Washington Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü hakkında Konvansiyonlarına taraf olması ile birlikte, 20001 yılında kanunlaşan, Birleşmiş Milletler Model Hukukuna uygun, Milletlerarası Tahkim Kanununu, 07.05.2004 tarih ve 5170 sayılı kanunla T.C. Anayasası’nın 90. Maddesinin son fıkrasında yapılan düzenleme tamamlamıştır.

Anayasamızın mezkur sayılı maddesinin son fıkrasında;

“”” Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.””

denmektedir.

Sözkonusu düzenleme ile uluslar arası sözleşmelerin yerel hukukun önünde olduğu hususu, uluslararası ticaret bakımından Anayasal güvence altına alınmıştır.

Uluslararası Ticaretten söz etmişken; Lex Mercatoria kavramına değinmek isterim. Uluslararası Ticaret Hukuku olarak da Türkçeye çevirebileceğimiz bu kavramın kökleri Roma Hukukuna dayanmaktadır.

Lex Mercatoria, 22.9.1949 tarihinde Paris’te yapılan 2. Uluslararası Barış Kongresindeki bir konuşmada, “Uluslararası Ticaret Hukuku, dünya barışını koruyan önemli bir araç olarak görülmeye başlanmıştır.” denilmiştir. 1949’dan bu yana; bölgesel ekonomik birliklerin kurulması, gümrük duvarlarının kaldırılması, ulaştırma ve iletişim alanlarındaki teknolojik gelişmeler gibi birçok şey değişti hiç kuşkusuz. Ancak, dünyanın barışa olan özlemi ve hukuka olan ihtiyacının hiç değişmediği kanaatindeyim. Tam da bu sebeple, ülkeler arasındaki barışın hassas dengelerde olduğu bir dönemde, Iran ve Türkiye’nin ICC Tahkim Divanı gibi, uluslararası ticaret hukukuna ilişkin tarafsız bir makama emanet ederek Barışı Koruyan bir tavır sergilemişlerdir. Lex Mercatoria’nın evrensel niteliği, gerek dünyadaki değişik hukuk sistemlerinde benzer olan ticari kavram ve kurumları; gerekse uluslararası ticaret alanında kişilerin ithalat ve ihracat yoluyla alışverişi esnasında gelişen uygulamaları içermesinden kaynaklanmaktadır.

Uluslararası ticaret hukukunun kaynakları olarak nitelenebilecek kaynaklardan başlıcalarını sıralayacak olur isek;

  1. Standart sözleşmeler
  2. Bir örnek kurallar
  3. Ticari teamüller
  4. Uluslararası kanunlaştırmalar
  5. a) Devletler arasında yapılan anlaşmalar
  6. b) Model kanunlar
  7. Uluslarüstü hukuk
  8. Hukukun genel ilkeleri
  9. a) İyi niyet ilkesi
  10. b) Pacta sunt servanda (Ahde Vefa İlkesi)
  11. c) Vis maior ve clausıtla rebus sic stantibus (Mücbir sebep-Akdin Uyarlanması)
  12. Uluslararası hakemlik

Nitekim, iki ülke vatandaşlarını uzun vadeli etkileyecek bu kararlar ICC ‘nin başta Lex Mercatoria olmak üzere, dünyadaki birçok saygın hukukçunun benimsediği hukuk değerlerinin ortak yansıması ile ortaya çıkmıştır.

Aynı zamanda Av. Sn. Mehmet Gün liderliğinde yeni kurulmuş olan İstanbul Tahkim Derneği’nin  Kurucu üyesi olan bir hukukçu olarak, enerji arz güvenliğinin bu kadar önem arz ettiği bir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tahkim hukukuna başvurmasını  son derece vizyoner ve sağduyulu bulduğumuzu  ifade etmek isterim.

Tahkim mekanizması aslında çok eskilere dayanmaktadır. Cahiliye Dönemi ile İslam’ın tebliğine başlanmasından sonraki dönemde, Hz. Muhammed’in (S.A.V.)  hakem olarak yer aldığı sayısız uyuşmazlık bulunmaktadır.

 

Avukat Selma Karaduman



Please wait...

Subscribe to our newsletter

Want to be notified when our article is published? Enter your email address and name below to be the first to know.